Şam | Dini güzel sözler - Dini, güzel, veciz, hikmetli sözler ve menkýbeler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz
islami bilgiler

#261

Lüks yaşam, israfın en büyüğüdür. Dünyaya düşkünlüğün ise en belirgin göstergesidir.

#580

Müslüman zevk için yemez, yaşamak için yer.

#864

Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül-i Dânâ Hz.leri  ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül'ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül’ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında; 

"Siz ne yaptınız. Beni padişahlık makamından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım." dedi. 
Görevliler gidip bu sözleri halifeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzuruna geldiğinde; 
"Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi padişahlıktan indirildin?" dedi. 
O, bu soru üzerine; 
"Ey Halife! Rüyamda kendimi hükümdar olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum." 
Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve; 
"Ey Behlül! Rüyadaki padişahlığa itibar olur mu?" dedi. 
Bunun üzerine Behlül hazretleri; 
"Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedamet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdarlığına itibar yoktur sen söyle" dedi. 
Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı.

#1237

Mevlana Halid-i Hazretleri Bağdat'tan atıyla Şam'a gider. Şam’da iki kişi Mevlana hazretlerini, "Bu bizim atımızdır, bunu bu şahıs çalmış" diyerek kadıya şikâyet eder. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, "Ben bu atı benim ahırımdan aldım binip geldim. Bu iki müslüman yalan söylemez. Allah-ü Teâlâ her şeye kâdirdir. Bunların atını benim ahırıma koymuş olabilir. Ben de bu ata binip geldiğime göre bunların hakları geçmiştir, ücreti ne ise ödeyeyim” buyurur. 
Bu iki kişi, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinin büyük bir zat olduğunu anlamaları üzerine, "Aman biz ne yaptık? Biz yalan söyledik, tövbe ettik, bu at bizim değil" diyerek özür dilerler.

#1343

İbn Abdüsselam Şam’da iken şiddetli bir kıtlık olmuş, bahçeler ucuza satılmaya başlanmıştı. Hanımı kıymetli bir süs eşyasını vererek satıp karşılığında bir bostan almasını istedi. O da götürüp sattı. Dönünce hanımına: “Cennette bir bahçe alıverdim! Halkın sıkıntısını görünce, o eşya parasını tasadduk ettim.”dedi. Kadın da “Allah seni hayırla mükâfatlandırsın” dedi.

#1639

Sahabenin zahit alimlerinden Ebu Zer el-Gıfarî r.a., Hz. Osman r.a.’ın halifeliği döneminde Şam’da bulunuyordu. Aldığı maaşın günlük nafakasından fazlasını muhtaçlara dağıtır, yanında hiç altın para bırakmazdı. Bundan dolayı halk arasında pek muhterem ve mübarek bir zat olarak tanınırdı. Fakat zühd ve takva yönünden halkın kaldıramayacağı bir hayat tarzını kendisi gibi herkesten bekler, eldeki malların bekletilmeden mutlaka Allah yolunda harcanmasını isterdi. İyi niyetine diyecek yoktu, ama herkesin hali ona uymuyordu. Şam valisi Hz. Muaviye, onun ağır tekliflerinden rahatsızlık duyuyordu. Ondaki samimiyeti sınamak için, bir gece adamlarından biriyle anlaşarak kendisine hibe şeklinde bin altın gönderdi. Aynı şahıs ertesi gün Ebu Zer hazretlerine gelerek: “Aman beni Muaviye’nin hışmından kurtar. O beni başkasına gönderdiği halde, ben yanlışlıkla altınları sana getirip vermişim!” dedi.

Ebu Zer hazretleri ise “ Evladım, o altınlar bu gece fakirlere dağıtıldı, bir tane bile kalmadı. Muaviye bana üç gün mühlet versin de o kadar altını tekrar bulup ödemeye çalışayım.” dedi

Muaviye r.a. gördü ki, onun sözü ve işi birbirine uyuyor. Şam’da onu idare etmek de zor. Çaresiz onun halini Hz. Osman’a bildirdi. Halife de onu Medine’ye çağırınca oraya gitti. Fakat Medine eskisi gibi değildi, zenginleşerek gelişmiş ve değişmişti. Hz. Osman r.a. ona: “Ey Ebu Zer halkı zorla zühd ve takvaya sevk etmek mümkün değil. Bana gereken onlar arasında Allah’ın emriyle hükmetmek ve adaleti sağlamaya çalışmaktır.”dedi. O ise:”Zenginler zekâttan başka sadakalarını da vermezlerse biz onlardan razı olmayız.” dedi. Orada bulunanlardan Kâ’bü’l-Ahbâr: “Farzı yerine getiren borcunu ödemiş olur.” deyiverince, Ebu Zer: “Sen kim oluyorsun ki burada lafa karışıyorsun? diyerek, kafasına şiddetli bir sopa indiriverdi!

Ebu Zer r.a. Medine’deki hayattan sıkılmaya başlamıştı. Hz. Osman’a dedi ki: “Rasulullah Aleyhisselam bana: ‘Şehrin binaları Sel dağına ulaşınca Medine’den çık git.’ demişti. İzin verirsen buradan çıkıp gideyim.” O da izin verince, beş-altı kilometre ötede Mekke yolu üzerindeki yerleşime elverişli Rebeze köyüne gitti.

#1663

Kurtuluş üç şeydedir: İlim, amel ve ihlâs. İlimden maksat, ehl-i sünnet inancını öğrenmektir. Amelden gaye, Kur’an ve Sünnet’in hükmüne göre yaşamaktır. İhlâs ise bütün bunlarda samimi olması, bu yaşayışı diğer insanlarla paylaşması, (Sahabiler gibi) sohbet halini yaşamasıdır.

#1689

İmamı Gazali Hazretleri Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nden ayrılarak on bir sene Şam’da, Kudüs’te, Medine-i Münevvere’de nefsini tezkiye ve kalbini tasfiyeyle meşgul oldu. Bir keresinde bir âlim, üzerinde yamalı elbise, elinde ibrikle İmam Gazalî’yi gördüğünde “Medresede kalıp ders verseydin bundan iyi olmaz mıydı?” demiş. İmam Gazalî şöyle cevap vermiş: “Allah’ın saadeti gönlüme doğdu. İradem elimden gitti. Aklım vuslat güneşine yöneldi.”

Sonra medreseye müceddit olarak döndü. Şöyle söylüyor: “Benim medreseye dönmem tahsilime devam için değil, öğrendiğim manevi ilmi öğretmek içindir.”

 

#1832

Kader, insanın yüzünü her zaman güldürmez. Kestiğin karpuz bazen kelek bazen iyi çıkar. Hava bazen bulutlu bazen güneşlidir. Kaderine rıza gösterenler bu fani dünyada sıkıntısız, bunalımsız bir yaşam sürerler.







Etiketler