Elhamdülillah | Dini güzel sözler - Dini, güzel, veciz, hikmetli sözler ve menkýbeler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz
islami bilgiler

#350

Rabbimizin bizlere ihsanı olan çok kıymettar nimetlerin makbul fiyatları, başta bismillahirrahmanirrahim ve ahirinde elhamdülillah demektir.

#834

Behâeddîn Zekeriyyâ Hz.leri bir gün talebelerinden birine içerden, içinde beş bin dinâr bulunan bir kutuyu getirmesini söyledi. Fakirlere dağıtacaktı. Talebe gitti. Biraz sonra gelip, kutuyu yerinde bulamadığını söyledi. Behâeddîn Zekeriyyâ; "Elhamdülillah" dedi. Biraz sonra talebe tekrar gelip, kutunun bulunduğunu söyleyince yine; "Elhamdülillah" dedi. Hâdiseye şâhid olanlar, her iki hâlde de hamdetmesinin hikmetini suâl ettiler. Bunlara cevaben buyurdu ki: "Dervişler için dünyalık olan şeyin varlığı ile yokluğu birdir. O şey gelince sevinmezler, gidince üzülmezler. Kutunun kaybolup gittiğini öğrenince, kalbime baktım, dünyalığım gittiği için bir üzüntü hâlinin bulunup bulunmadığını, üzülüp üzülmediğimi kontrol ettim. Bir değişme olmadığını anlayınca, Allah-ü Teâlâya hamdettim. Kutunun bulunduğunu söyledikleri zaman bir sevinme hâli olup olmadığını yine kontrol ettim. Sevinç hâli bulunmadığını anlayıp, yine Allah-ü Teâlâ’ya hamdetti.

 

#1029

Allah-ü Teâlâ, Hz. Âdem (a.s)’ın pak cesedini bulunduğu mekâna koydu. Ruha “Gir!” diye emretti. Ruh, cesede baktı ki dar, küçük, sıkıntılı... Allah-ü Teâlâ; “Zorlu gir, sıkıntılı gir.” buyurdu. Ruh cesede girdi, önce beyinde tecelli etti. Ruhun nuraniyeti sonra göze indi. Göz bir baktı, alt tarafı çamur, üst tarafı akıl. Daha sonra genize geldi. İlk defa “Elhamdülillâh.” dedi. Âdem (a.s)’ın ilk sözü bu oldu. Mümin, ne verilirse hamd etmekle mükelleftir. Hayırdan, şerden ne verildi ise Allah’ı bilen mümin “Elhamdülillâh” der. Sonra aşağı indi, diz kapağına geldi.

Cibril (a.s) elinde üç nuranî lâtif şeyle geldi. Âdem (a.s)’a bu üçünden birini almasını söyledi. O, aklı aldı. Bu üç nuranî lâtif şey, akıl, iman ve hayâ idi. Akıl cesede girdi. İman: “Bana Allah emretti, akıl neredeyse ben oradayım.” diyerek o da girdi. Hayâ da: “Rabbim bana emretti, iman neredeyse ben de oradayım.” diyerek o dahi girdi.

 

#1210

Bir gün Dâvûd-i Tâî pazara çıktı. Taze hurmaları gördü. Almak istedi, fakat parası yoktu. Hurma satıcısına; "Bana, parasını yarın vermek üzere bir dirhemlik hurma ver." dedi. Hurmacı da "Veresiye hurma satmıyorum." cevabını verdi. Biraz sonra satıcı, bu kimsenin, Dâvûd-i Tâî hazretleri olduğunu öğrendi. Çok üzüldü. Hemen Dâvûd-i Tâî'nin bulunduğu yeri öğrenip, yanına geldi. İçinde yüz dirhem olan bir kese uzatarak; "Kusurumu bağışlayınız. Biraz önce ben sizi tanıyamadım. Bir dirhemlik hurma istediniz, vermemiştim. Şimdi ise size, yüz dirhem hediye ediyorum, ihtiyacınıza harcarsınız, lütfen kabul buyurunuz." deyince, Dâvûd-i Tâî hazretleri;

"Benim bunlara ihtiyacım yoktur. Nefsimin istekleri yerine gelecek mi diye tecrübe için yapmıştım. Elhamdülillah, nefsimin isteği yerine gelmedi ve bu dünyada bir dirhemlik bile itibarının olmadığını gördü." buyurdu.

#1307

İmam Kuşeyri hazretleri, meşhur veli Serî Sakati hazretlerinin ne kadar takva sahibi ve ince ruhlu olduğunu şöyle anlatır:

“Serî Sakati bir gün dedi ki:

Otuz seneden beri bir elhamdülillah sözü için istiğfar ediyorum.

Kendisine;

“Bu nasıl oldu” diye sorduklarında şöyle cevap verdi:

Bir gün Bağdat’ta benim de dükkânımın bulunduğu çarşıda yangın çıkmıştı. Yangını gören bir adamla karşılaştım.

Bana;

Senin dükkânın kurtuldu, ona bir şey olmadı, diye müjde verdi. Bunun üzerine ben de “elhamdülillah” deyiverdim. Fakat bir an sonra, müslümanların başına gelen bir musibette onların acısını paylaşmak yerine önce kendi nefsimi düşündüğümü fark ettim. İşte bunun için o esnada söylediğim bu söze otuz senedir nedamet duyuyorum”.

#1307

İmam Kuşeyri hazretleri, meşhur veli Serî Sakati hazretlerinin ne kadar takva sahibi ve ince ruhlu olduğunu şöyle anlatır:

“Serî Sakati bir gün dedi ki:

Otuz seneden beri bir elhamdülillah sözü için istiğfar ediyorum.

Kendisine;

“Bu nasıl oldu” diye sorduklarında şöyle cevap verdi:

Bir gün Bağdat’ta benim de dükkânımın bulunduğu çarşıda yangın çıkmıştı. Yangını gören bir adamla karşılaştım.

Bana;

Senin dükkânın kurtuldu, ona bir şey olmadı, diye müjde verdi. Bunun üzerine ben de “elhamdülillah” deyiverdim. Fakat bir an sonra, müslümanların başına gelen bir musibette onların acısını paylaşmak yerine önce kendi nefsimi düşündüğümü fark ettim. İşte bunun için o esnada söylediğim bu söze otuz senedir nedamet duyuyorum”.







Etiketler