ırmak | Dini güzel sözler - Dini, güzel, veciz, hikmetli sözler ve menkýbeler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz
islami bilgiler

#69

Mürüvvet, nefsi her çeşit kirlerden ve insanlar yanında ayıp olan şeylerden korumak, insanlara insafla muamele etmektir. Daha fazlasını yapan, faziletini arttırmış olur.

Seriyyü’s Sakati

#395

İnsan haram kazancıyla yaptığı hayırlardan (örneğin cami yaptırmak) asla sevap kazanamaz.

#447

Kâfirin bile kalbini kırma.

#508

Yaşça kendisinden küçük bir dostu, birkaç gün evvel kalbini kırdığından dolayı, özür dilemek için Ahmed Haşim’in yanına varır. Elini öptükten sonra:

Efendim, der, özür dilerim. Herhalde sizi darılttım.

Haşim cevap verir:

Büyükler sadece kızar, darılmaz.

#581

Müslüman, din kardeşinin hatalarını bağışlar, kusurlarını araştırmaz, sırrını saklar, her zaman huzur ve saadeti için dua eder.

#697

“Vergi oranlarını düşürmek, vergi gelirlerini artırmak demektir. Herkes yeterli gelire sahip olunca devlet de yeterli gelire sahip olur. Halkın yeterli geliri olmazsa devlet nasıl yeterli gelire sahip olabilir ki?”

#725

Hz. İsa a.s.’ın yanından bir domuz geçmişti. Hz. İsa a.s.; selametle geç, deyince yanındakiler; domuz hakkında böyle mi dersin? dediler. Bunun üzerine Hz. İsa a.s., “Dilimi kötü söze alıştırmak istemedim,” demiştir.

#764

Gülmek varken surat asmak niye,

Güldürmek varken ağlatmak niye,

Güzel sözler söylemek varken kalpler kırmak niye.

#835

Yılan ile arkadaşlık etmek, onun zehrini tanımayanlara zarardır. Ama zararını bilip iyi korunan için, yılanın ne zararı olabilir. Bunun gibi, dünya malı, kendisine gönül verenler, bunun zararını anlayamayanlar için elbette zararlıdır. Fakat zararını iyi anlayıp, kendisini koruyanlar, ona gönlünü kaptırmayanlarda dünyalık bulunmasının hiç zararı olmaz.

#840

Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonra yüz kez iyilik etsen de o bir tek kırgınlığın öcünden sakın..." 

 

#840

Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonra yüz kez iyilik etsen de o bir tek kırgınlığın öcünden sakın..." 

 

#941

Şerlileriniz başınıza musallat edilmeden önce iyiliği emredip, kötülükten sakındırın. Şerlileriniz başınıza geçtikten sonra hayırlılarınız onlara beddua etse de, dualarına icabet edilmez.

#1133

Bayezid-i Bistami kırk beş kere hacca gitmişti. Bir gün Arafat Tepesinde oturuyordu. Nefsi ona; "Bâyezîd! Senin bir benzerin var mıdır? Kırk beş defa haccettin ve binlerce defa hatmetme bahtiyarlığına eriştin" diye fısıldadı. Bu ses onu üzdü. Derhâl toparlandı ve oradaki mahşerî kalabalığa;
Kim benim kırk beş defa yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır? diye sordu.
Bir adam başını kaldırıp;
Ben alırım, dedi ve ekmeği uzattı.
Bayezid-i Bistami aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Sonra işini bitirip, yol hazırlığı yaparak, Rum diyarına doğru yola çıktı. Günlerce gittikten sonra bir rahip ile karşılaştı. Rahip, Bayezid-i Bistami'nin elini tutup, evine misafir götürdü. Evinde ona bir oda verdi. Bayezid-i Bistami kendisine ayrılan bu odada ibadete başladı ve kalbini Allahü teâlâya çevirdi. Rahip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. Bu hal bir ay devam etti. Bayezid-i Bistami daha sonra nefsine dönerek;
Ey nefis! Seni kırmak istiyorum, fakat Sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun, dediği sırada râhip içeri girdi ve;
İsmin nedir?" diye sordu.
O da;
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Rahip;
Ne güzel adamsın. Keşke Mesih’in kulu olmuş olsaydın!" deyince, bu sözler Bayezid-i Bistami'ye ağır geldi ve evi terk etmek isterken rahip;
Bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni çok arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vaizimiz, sadece bu günlerde bir defa konuşur. Onu dinlemeni istiyorum, deyince, bu teklifi kabul ederek, kırk gün kalmaya râzı oldu.
Kırkıncı gün geldiğinde rahip odaya girerek;
Buyurun dışarı çıkalım, bayram günümüz geldi, dedi.
Bayezid-i Bistami dışarı çıkmak için hazırlandı. Fakat rahip ona;
Siz bu kıyâfetle nasıl bin kadar râhibin arasına gireceksiniz? Bu yüzden üzerindeki elbiseyi çıkarıp, şu rahip elbiselerini giy ve boynuna İncil'i as! dedi.

Bu teklif ona çok ağır gelmesine rağmen, bunda da bir hikmet vardır diyerek rahibin getirdiği giysileri giydi. Rahiplerin arasına katıldı. Hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Biraz ilerledikten sonra rahiplerin en büyüğü geldi. Fakat konuşmuyordu. Niçin konuşmadığı sorulduğunda;
Nasıl konuşabilirim, aranızda bir Muhammedî var! diye cevap verdi.
Halk ve rahipler galeyana gelerek;
Onu göster parçalayalım." diye bağrıştılar.
Başrahip;
Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim, dedi.
Bunun üzerine rahipler ve halk, Muhammedî olan zâta dokunmayacaklarına dâir yemin ettiler.
Başrahip;
Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster, diye seslenince, Bayezid-i Bistami ayağa kalktı.
Baş râhip;
Adın ne? diye sordu.
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Tahsil gördün mü? diye sorunca;
Rabbim öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum, dedi.

Bunun üzerine râhip;
O hâlde bana şu hususları cevaplandır: İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?
Bayezid-i Bistami başrahibe;
Beni iyi dinle! İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allah-ü Teâlâ’dır. Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür. Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktır (boşamadır) Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur'ân-ı Kerîm’dir. Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyamet günü Arş'ı taşıyacak sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hamilelik müddetidir. On birincisi olmayan on, Musa (a.s)’ın  Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir. On ikincisi olmayan on bir, Yusuf peygamberin on bir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır." dedi.
Rahip tebessüm ederek;
Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? Bunlardan haber ver, dedi.
Bayezid-i Bistami;
İsa peygamber havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi, diye cevap verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?" diye sordu.
O da;
İblis ateşten yaratıldı. İbrahim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu, dedi.

Rahip tekrar;
Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu? dedi.
Bayezid-i Bistami;
Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi, cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Âlimler, Cennet'te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyada bir örneği var mıdır? diye sordu.
Evet vardır. İnsanın başından dört nehir akar. Kulak yağı acıdır. Göz yağı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tat taşır. Ağızdan gelen su tatlıdır, cevabını verdi.
Rahip yine;
Doğru söyledin. Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyada bir benzeri var mıdır? diye sorunca;

Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur, cevabını verdi.
Râhip;
Doğru söyledin. Cennet'te Tûbâ ağacı vardır. Cennet'te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyada bir örneği var mıdır?" diye sordu.

Evet vardır. Güneş sabahleyin doğunca böyle değil midir? Cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Şimdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır. Bu ağaç nedir?" deyince:

Ağaç bir yılı temsil eder. On iki dalı, on iki ay, her daldaki otuz yaprak, günleri, her yapraktaki beş çiçek de, beş vakit namazı temsil eder, cevabını verdi.
Son olarak râhip şöyle sordu:
Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur. Fakat onun ne ruhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?"
Bayezid-i Bistami;

Nûh peygamberin gemisidir." dedikten sonra, râhibe; "Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsaade ederseniz benim de sorularım var. Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım. O da şudur:

Cennet'in anahtarı nerededir? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?
Rahip sustu ve cevap vermekten kaçındı. Diğer râhipler bu duruma bozuldular ve;
Ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsun? dediler.
O da;
Hayır mağlup olmak istemiyorum, deyince;
Peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun, dediklerinde;
Şayet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız? dedi.
Bunun üzerine hepsi birden söz verdiler.
Rahip;
Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet'in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibare; Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır." deyip müslüman oldu. Diğer rahipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular. Bayezid-i Bistami de onların yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.

#1140

Bayezid-i Bistami'ye; "Nefsine verdiğin en hafif cezâ nedir?" diye sordular. Cevabında; "Bir defasında nefsim, bir itaatsizlikte bulundu. Buna ceza olarak bir yıl boyunca hiç su içmedim." buyurdu.
 

#1158

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:

"Allah-ü Teâlâ’nın kendileri sebebiyle nefsimi cezâlandırdığı bütün şeyler üzerinde düşündüm. Onların en şiddetlisi olarak gafleti buldum. Allah-ü Teâlâ’dan bir an gâfil olmak (bir an O'nu unutmak) Cehennem ateşinden daha şiddetlidir."

#1173

Bayezid-i Bistami buyurdu ki:
Şu on şey bedeni korur:
1) Gözleri haramdan ve lüzumsuz şeylerden korumak, 2) Dili zikre alıştırmak ve bunu itiyat hâline getirmek, 3) Nefis muhâsebesi yapmak, günlük hayâtı bu ölçü içinde sürdürmek, 4) İlim öğrenmek ve öğrenilen ilmi faydalı olacak şekilde kullanmak, 5) Edeb ve terbiyeyi her yerde ve herkese karşı muhâfaza etmek, 6) Bedeni, dünyanın faydasız işlerinden kurtarıp, dünyâ ve âhiret için faydalı işlerde kullanmak, 7) İnsanlarla haşır-neşir olmamak, kalbi geliştirmek, düşünceyi berraklaştırmak, zekâyı işletmek için uzlete çekilmek, 8) Nefis ile kıyasıya mücâdele etmek, 9) Çokça ibâdet etmek, 10) Peygamber efendimizin sünnetine uymak.

#1229

Hazret-i Ömer, halifeliği sırasında bir gece asayişi kontrol için Medine sokaklarında dolaşıyordu. Gecenin karanlığında önünden geçmekte olduğu bir evden yüksek sesler işitti. Bir anne kızına şöyle diyordu;
Kızım, yarın satacağımız süte su karıştır!
Anne, Halife süte su karıştırmayı yasak etmedi mi?
Kızım, gecenin bu saatinde Halifenin nereden haberi olacak, o şimdi yatağında yatıyor.
Anne! Anne! Halife uyuyor, haberi olmaz diyorsun! Her şeyi bilen, gören ve her şeye kâdir olan Allah-ü Teâlâ bizi görüyor, hâlimizi biliyor! Hilemizi insanlardan gizleyebiliriz, fakat her şeyi bilen ve gören Allah’tan nasıl gizlersin?
Hazret-i Ömer, bu kızın güzel ahlakına çok hayran kaldı. Bu durumu hanımına da anlattı. Sonra da, o kızı oğlu Asım ile evlendirdi. Asım’ın bu kadından bir kızı oldu. Bu kızdan da âdil halifelerden Ömer bin Abdülaziz hazretleri doğdu.

#1372

Bir Müslüman, Allah (c.c) nasip ederde içinde Allah’ın adının anıldığı bir mescid bina ederse, o zaman Cenab-ı Hak’da ona cennette bir ev, bir köşk, bir saray ihsan edecektir.

M. Es’ad Coşan (r.a)

#1408

Üç şey kardeşlik sevgisini safileştirir. Selam vermek, mecliste yer vermek, sevdiği isim ile onu çağırmak.

Hz. Ömer (r.a.)

#1436

Hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilmez. Sevgi bütün gönül gümrüklerinde geçerli tek pasaporttur.

#1462

Allah’ım suskunluğumu tefekkür eyle. Baktığımda ibret alayım. Dilimi zikir eyle, hep seni anayım.

Talha bin Musarrif

#1480

Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allah’ü Teâlâ’yı incitmek demektir.

Ahmed Yesevi r.a

#1625

Tövbe, nefsi kötülüklerden arındırıp güzelleştirmektir.

#1779

Hz. Ebu Bekir, vefat edeceği zaman, kendisinden sonra halifelik vazifesini yüklenecek olana verilmek üzere vasiyet ettiği bir testi bıraktı. Hz. Ömer halife olunca testiyi ona verdiler. Halife testiyi kırdırttı. İçinden küçük küçük paracıklar ve bir mektup çıktı.

Mektupta şunlar yazıyordu;

“Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır. Ben Medine’nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim. (ona göre yaşadım) Artan miktarı bu testiye koydum. Bunlar hazinenin malıdır.”

Hz. Ömer mektubu okuyunca ağlamaya başladı. Hem ağlıyor, hem de şöyle diyordu:

“Kendinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktın Ya Ebu Bekir!”

#1816

Demiri, demirle dövdüler; biri sıcak, biri soğuktu. İnsanı, insanla kırdılar; biri aç, biri toktu...

 

#1816

Demiri, demirle dövdüler; biri sıcak, biri soğuktu. İnsanı, insanla kırdılar; biri aç, biri toktu...

 

#1866

Balığı oltanın ucundaki yem ile insanı ise tatlı sözlerle ve boş vaatlerle kandırırlar.

#1867

Yemekte tuzu şaka da ölçüyü sakın fazla kaçırma.

İmam-ı Şafii

#1950

Bütün beşer tarihi, bir bakıma “Sahte tanrılardan” kurtulup “Yüce Allah’a ulaşma” çilesinden ibarettir. Beşeriyet Allah’ı bulmak için yüzbinlerce “put” kırmak zorunda kalmıştır ve kalmaktadır.

S. Ahmed Arvasi Hz.leri

#1975

Dikkat edilirse, su istisnai şartlar gösterir. Soğuyunca bütün cisimlerin hacmi küçüldüğü halde 4 C’den aşağı sıcaklıklarda suyun hacminde artış görülmektedir. Bu özellikle denizlerdeki, nehir ve göllerdeki canlılar için büyük bir rahmettir. Çünkü bu sayede kışın suyun yüzey kısmını bir buz tabakası kaplar. Üst kısmı donan suyun alt kısmı sıcaktır. Buz tabakası okyanusların, göllerin ve ırmakların dibine kadar inemez. Zamanla buz tabakaları eritilip kaldırılması mümkün olmayan çok katı ve sert kütleler meydana getirirler.

İşte denizlerin yüzey kısmında meydana gelen buz tabakası, dip kısımlardaki ısı derecesini donma noktasının üzerinde tutan bir yalıtkan madde haline gelir. Böylece denizlerin dibindeki suda yaşayan canlı varlıklar ve balıklar hayatlarını devam ettirebilirler. Öyle ise suyun içindeki canlıları bilen, gören, ihtiyaçlarını gönderen kim ise, kışın suyu onlara zararı dokunmayacak şekilde tanzim eden O’dur.

Allah-ü Teâlâ’nın sonsuz güç, kudret ve azametine gösterilebilecek eşiz bir örnek daha.

#1994

Hz. İsa a.s. havarilerine şöyle demiştir. “Ey havarilerim, midelerinizi acıktırın, bedeninizi süslü elbiselerden soyunuz, ancak bu sayede kalbleriniz Allah’ı görür.







Etiketler